![]()
![]()
| Menderes en son ne zaman gülmüştü? | |
Şahsi kusurları elbette olabilir. Kimin yok ki? Ancak bu toplum Adnan Menderes’te onu da aşan bir ışık görmüş ve umutla etrafını çevirmişti. Ondan bir ‘kahraman’ beklemişti. Ne var ki, kahramanların da desteğe ihtiyaç duydukları anlar olur. “İşte halk yanımda, görmüyor musunuz Eskişehir’de 150 bin kişi meydanları doldurmuş” diyordu darbeden bir gün önce. Ancak unutmayalım ki, 17 Eylül 1961 günü, İstanbul halkı, sokağa çıkma yasağı olmadığı halde, evinden dışarı adım atmamış ve radyodan idam haberini sessizce dinlemişti. O gün, Emniyet kayıtlarına, suç işlenmeyen tek gün olarak geçecektir. Adnan Menderes’in son anları çok konuşulmuş ve çok yazılmıştır. Necip Fazıl Kısakürek “Son Posta” gazetesinde infazda görevli iki gardiyanın izlenimlerine dayanarak Menderes’in idamı sırasında neler yaşandığını kaleme almıştı. Necip Fazıl’a göre Menderes, tam boynuna ilmek geçirileceği sırada cellada “Dur” demiş ve “dudakları yalnız kendi gönül kulağına ve Allah’a hitab ederek” iki üç dakika boyunca “kıpırdanmış”tır. Ne okuduğu belli olmamakla birlikte dua ettiği besbellidir. Ancak Yassıada’da idama mahkûm edilip cezası müebbede çevrilen ve Kayseri Cezaevi’nde hapis yatarken yurtdışına kaçmayı başaran Reşat Akşemsettinoğlu, hatıralarında Menderes’in son anını İmralı’daki hücresinden şöyle aktarmıştır: “Dışarıda hava birdenbire kararmıştı. Koğuşta dahi birbirimizi seçemez olmuştuk. Saat tam 13.23’te “Allah” sesi bir anda etrafa yayıldı. Bu ses Menderes’in sesi idi. İki dakika sonra saat 13.25’te semadan tufan halinde bir yağmur sağanağı indi. Bu sağanak sanki ağaçları, binaları, insanları, eşyaları, gökten sürükleyip getiren bir seldi. İmralı’da bulunan karaağaçların dallarında tüneyen on binlerce kuş, yağmurun şiddetinden dolayı yerlerinden fırlayıp havaya süzülmüşler ve etrafı büsbütün karartmışlardı… Sonradan öğrendiğimize göre hakim, savcı ve subay maskesi altında idamını seyretmeye gelen katiller, yağmurun şiddeti karşısında çil yavrusu gibi etrafa kaçarak Menderes’in son anını görmek zevkinden mahrum kalmışlardı.” Menderes’in gözü açık çekilmiş son fotoğrafı, boynuna ilmek geçirilmişken çekilmişti. Bundan sonra gözünü yumduğunu gösteren bir başka görüntü ve uzaktan çekilmiş, ayakları sallanırken gösteren ‘post-mortem’ fotoğrafı vardır. Peki Menderes’i gülerken gösteren son fotoğraf nerede çekilmiştir? Yanda gördüğünüz fotoğraf, 26 Mayıs 1960 akşamı, Eskişehir’de Şeker Fabrikaları’nın verdiği akşam yemeğinde, muhtemelen saat 22.00 civarında çekilmiştir. Elini öpmek üzere eğilen kişiye gülümseyerek mukabele eden Adnan Menderes, biraz sonra telefona çağrılacak ve dönüşte morali bozuk ve oldukça gergin olduğu görülecekti. Görüştüğü kişi, Meclis Başkanı Refik Koraltan’dır. İstanbul Üniversitesi profesörlerinin protesto hazırlığında olduklarını öğrenmiş ve salona döndükten sonra son siyasi konuşmasını yaparken darbeye çanak tutan üniversite hocalarını “Kara cübbeliler” sözüyle eleştirmişti. Ancak artık Menderes’in yüzü asıktır ve 5 ay sonra Yassıada duruşmalarında hakim huzuruna çıktığında o tatlı tebessümü gitmiş, yerine süzgün, bitkin, çökmüş bir Menderes gelmiştir. Hakime, 5 aydır kimseyle konuşmasına izin verilmediği için konuşma yeteneğini kaybettiğini, bunun anlayışla karşılanması gerektiğini söyleyecek noktaya kadar varmıştı bitkinliği. Bu toplumun Adnan Menderes’i neden sevdiğini anlayabilmek için başka tanıklıklara da ihtiyaç var. İşte “Yeni Dünya” dergisinin geçen (Mayıs 2008) sayısında Cevat Akşit Hoca’yla yapılan söyleşi, Menderes’in derin dünyasını deşifre etmemiz için canlı bir ipucu niteliğindedir. Amcası Baha Akşit (DP grup başkan vekilidir) aracılığıyla imam hatiplerin yüksek kısmının, yani yüksek İslam enstitülerinin açılması için Başbakanla görüşmeye giden heyette bulunan Cevat Akşit, bakın darbeden kısa bir süre önce gerçekleşen bu görüşmede Menderes’in nasıl deruni bir fotoğrafını çekiyor: “Ben 17 yaşımdaydım. Saat [gece] 10’a doğru Başbakan’la görüşeceğimiz odaya girdik. Başbakan geldi, koruma polisini dışarı çıkardı ve kapıyı kilitledi. “Kimse buraya girmeyecek” diye tembihledi.Bir başladı konuşmaya. Türkiye’deki komünist faaliyetleri, bölücü faaliyetleri, masonik faaliyetleri bir bir anlattı. Dedi ki: ‘Benim müsteşarım [Ahmet Salih Korur] masonların reisi. Beni bu kadar bunalttılar, etrafımı çevrelediler. Ben Müslüman’ım. Türkiye’nin de ayakta kalmasının teminatı İslam’dır, imandır. Eğer bugün biz ayaktaysak, beyaz örtülü bir ninenin veya aksakallı bir dedenin kucağında büyümüş bir nesil olarak ayaktayız’ dedi. Ama bu sırada hüngür hüngür ağlıyor.” Akşit, Menderes’in “İmansız, İslam’sız yaşanmaz. Hayatım pahasına da olsa imam hatip okullarının yüksek kısmını açacağım. Arkadaşlarım beni desteklemiyor, laikliğe aykırı görüyorlar” sözlerinden sonra üç defa “Yalnızım, yalnızım, yalnızım!” dediğini de belirtiyor. O gece o odada bulunan herkes ağlamıştır. Cevat Akşit’in tanıklığıyla gördüğümüz gibi Menderes’in bir de resmî kayıtlara geçmeyen bir iç dünyası vardı. Zaten Necip Fazıl daha 1951’den itibaren onun bu iç dünyasına bir kuyumcu titizliğiyle eğilmiş ve oradan Menderes’i bile aşan bir anlam ve ümit abidesi yontmaya koyulmuştu. “Ama Menderes, ah Menderes… Sen mahzun ve münkesir Müslümanların biricik ümid bildiği tek ve yegâne adamsın! Mademki kendini bu kadar sevdirdin ve kendine bu kadar ümit bağlattın; artık mecbur ve mahkûmsun! Bu vatanın ne kadar hasreti varsa hepsini senden bekleyecek ve isteyeceğiz!.. Sen Allah’ın, Resûlü’nün, Türk milletinin ve Türk tarihinin sevgilisi olabilir; ve sahte kahramanların ardından birdenbire gerçek ve büyük kahraman çapında yükselebilirsin!” |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kendimden kaçtım. Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
Aşk benim hiç Senim olmamış |
|
Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …? |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim
Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birdenbire karışır
Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar
ATAOL BEHRAMOGLU
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
ATAOL BEHRAMOĞLU
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı