|Brc| Bloğuma Hosgeldiniz....

|Brc| Bloğuma Hosgeldiniz....

|Brc'nin bloguna hoşgeldiniz|

Adnan Menderes

4/6/2008

Menderes en son ne zaman gülmüştü?

 

Adnan Menderes bir fikirdi, bir ümitti. Bu toplumu sürü olarak görüp diktatör gibi yönetmeye devam etmek isteyenler ile onun iradesine saygı duyulmasını isteyenler arasında hâlâ süren mücadelenin geçmişteki adresiydi bir bakıma.

Şahsi kusurları elbette olabilir. Kimin yok ki? Ancak bu toplum Adnan Menderes’te onu da aşan bir ışık görmüş ve

 umutla etrafını çevirmişti. Ondan bir ‘kahraman’ beklemişti.

Ne var ki, kahramanların da desteğe ihtiyaç duydukları anlar olur.

 “İşte halk yanımda, görmüyor musunuz Eskişehir’de 150 bin kişi meydanları doldurmuş” diyordu darbeden bir gün önce. Ancak

unutmayalım ki, 17 Eylül 1961 günü, İstanbul halkı, sokağa çıkma

 yasağı olmadığı halde, evinden dışarı adım atmamış ve radyodan

 idam haberini sessizce dinlemişti. O gün, Emniyet kayıtlarına, suç işlenmeyen tek gün olarak geçecektir.

Adnan Menderes’in son anları çok konuşulmuş ve çok yazılmıştır.

 Necip Fazıl Kısakürek “Son Posta” gazetesinde infazda görevli

iki gardiyanın izlenimlerine dayanarak Menderes’in idamı sırasında

 neler yaşandığını kaleme almıştı. Necip Fazıl’a göre Menderes,

 tam boynuna ilmek geçirileceği sırada cellada “Dur” demiş ve

“dudakları yalnız kendi gönül kulağına ve Allah’a hitab ederek”

iki üç dakika boyunca “kıpırdanmış”tır. Ne okuduğu belli

olmamakla birlikte dua ettiği besbellidir.

Ancak Yassıada’da idama mahkûm edilip cezası müebbede

 çevrilen ve Kayseri Cezaevi’nde hapis yatarken yurtdışına

kaçmayı başaran Reşat Akşemsettinoğlu, hatıralarında

Menderes’in son anını İmralı’daki hücresinden şöyle aktarmıştır:

“Dışarıda hava birdenbire kararmıştı. Koğuşta dahi birbirimizi

seçemez olmuştuk. Saat tam 13.23’te “Allah” sesi bir anda etrafa

 yayıldı. Bu ses Menderes’in sesi idi. İki dakika sonra saat 13.25’te semadan tufan halinde bir yağmur sağanağı indi. Bu sağanak sanki

 ağaçları, binaları, insanları, eşyaları, gökten sürükleyip getiren bir

 seldi. İmralı’da bulunan karaağaçların dallarında tüneyen on binlerce

 kuş, yağmurun şiddetinden dolayı yerlerinden fırlayıp havaya

süzülmüşler ve etrafı büsbütün karartmışlardı… Sonradan

öğrendiğimize göre hakim, savcı ve subay maskesi altında idamını seyretmeye gelen katiller, yağmurun şiddeti karşısında çil yavrusu

gibi etrafa kaçarak Menderes’in son anını görmek zevkinden

mahrum kalmışlardı.”

Menderes’in gözü açık çekilmiş son fotoğrafı, boynuna ilmek

geçirilmişken çekilmişti. Bundan sonra gözünü yumduğunu gösteren

 bir başka görüntü ve uzaktan çekilmiş, ayakları sallanırken gösteren

 ‘post-mortem’ fotoğrafı vardır.

Peki Menderes’i gülerken gösteren son fotoğraf nerede çekilmiştir?

Yanda gördüğünüz fotoğraf, 26 Mayıs 1960 akşamı, Eskişehir’de

 Şeker Fabrikaları’nın verdiği akşam yemeğinde, muhtemelen

saat 22.00 civarında çekilmiştir. Elini öpmek üzere eğilen kişiye gülümseyerek mukabele eden Adnan Menderes, biraz sonra telefona çağrılacak ve dönüşte morali bozuk ve oldukça gergin olduğu

görülecekti. Görüştüğü kişi, Meclis Başkanı Refik Koraltan’dır.

İstanbul Üniversitesi profesörlerinin protesto hazırlığında olduklarını öğrenmiş ve salona döndükten sonra son siyasi konuşmasını yaparken darbeye çanak tutan üniversite hocalarını “Kara cübbeliler” sözüyle eleştirmişti. Ancak artık Menderes’in yüzü asıktır ve 5 ay sonra

 Yassıada duruşmalarında hakim huzuruna çıktığında o tatlı

tebessümü gitmiş, yerine süzgün, bitkin, çökmüş bir Menderes

gelmiştir. Hakime, 5 aydır kimseyle konuşmasına izin verilmediği

için konuşma yeteneğini kaybettiğini, bunun anlayışla karşılanması

gerektiğini söyleyecek noktaya kadar varmıştı bitkinliği.

Bu toplumun Adnan Menderes’i neden sevdiğini anlayabilmek

 için başka tanıklıklara da ihtiyaç var. İşte “Yeni Dünya” dergisinin

 geçen (Mayıs 2008) sayısında Cevat Akşit Hoca’yla yapılan

söyleşi, Menderes’in derin dünyasını deşifre etmemiz için canlı

bir ipucu niteliğindedir. Amcası Baha Akşit (DP grup başkan

vekilidir) aracılığıyla imam hatiplerin yüksek kısmının, yani yüksek

 İslam enstitülerinin açılması için Başbakanla görüşmeye giden

heyette bulunan Cevat Akşit, bakın darbeden kısa bir süre önce

 gerçekleşen bu görüşmede Menderes’in nasıl deruni bir fotoğrafını

 çekiyor:

“Ben 17 yaşımdaydım. Saat [gece] 10’a doğru Başbakan’la

görüşeceğimiz odaya girdik. Başbakan geldi, koruma polisini dışarı

çıkardı ve kapıyı kilitledi. “Kimse buraya girmeyecek” diye

 tembihledi.Bir başladı konuşmaya. Türkiye’deki komünist

faaliyetleri,

bölücü faaliyetleri, masonik faaliyetleri bir bir anlattı. Dedi ki: ‘Benim müsteşarım [Ahmet Salih Korur] masonların reisi. Beni bu kadar

bunalttılar, etrafımı çevrelediler. Ben Müslüman’ım. Türkiye’nin de

 ayakta kalmasının teminatı İslam’dır, imandır. Eğer bugün biz

ayaktaysak, beyaz örtülü bir ninenin veya aksakallı bir dedenin

kucağında büyümüş bir nesil olarak ayaktayız’ dedi. Ama bu

sırada hüngür hüngür ağlıyor.”

Akşit, Menderes’in “İmansız, İslam’sız yaşanmaz. Hayatım

pahasına da olsa imam hatip okullarının yüksek kısmını açacağım. Arkadaşlarım beni desteklemiyor, laikliğe aykırı görüyorlar”

sözlerinden sonra üç defa “Yalnızım, yalnızım, yalnızım!”

dediğini de belirtiyor. O gece o odada bulunan herkes

ağlamıştır. Cevat Akşit’in tanıklığıyla gördüğümüz gibi

Menderes’in bir de resmî kayıtlara geçmeyen bir iç dünyası

vardı. Zaten Necip Fazıl daha 1951’den itibaren onun bu iç

dünyasına bir kuyumcu titizliğiyle eğilmiş ve oradan Menderes’i

bile aşan bir anlam ve ümit abidesi yontmaya koyulmuştu.

“Ama Menderes, ah Menderes… Sen mahzun ve münkesir

Müslümanların biricik ümid bildiği tek ve yegâne adamsın!

Mademki kendini bu kadar sevdirdin ve kendine bu kadar

ümit bağlattın; artık mecbur ve mahkûmsun! Bu vatanın ne

kadar hasreti varsa hepsini senden bekleyecek ve isteyeceğiz!..

 Sen Allah’ın, Resûlü’nün, Türk milletinin ve Türk tarihinin

sevgilisi olabilir; ve sahte kahramanların ardından birdenbire

 gerçek ve büyük kahraman çapında yükselebilirsin!”

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Birinci Şahsın Şiiri..

19/5/2008

Birinci Şahsın Şiiri..

Kendimden kaçtım.

Seni bulmak için, sana varmak için, yüreğine bir kez olsun dokunabilmek, gözlerinden bir kez geçebilmek için kaçtım. Bir kez olsun dokunabilseydim yüreğine, bir kez olsun gözlerinde kendimi görebilseydim, bir kez olsun ismimi senin sesinle duyabilseydim, ölmeyecektim.

Bu bir büyüydü benim için, sonsuza kadar ve mutlu yaşamamı sağlayacak o üç elmanın düşmesiydi. Yaşamımın bir masala dönüşmesiydi. Sense bunların benim için ne anlama geldiğini hiç bilmedin.

Sıradan biri, hayatından öylesine gelip geçmiş biri, sana bir kez bakmış sonra unutmuş herhangi biri olmamı istedin.

Bense sana bir kez baktım, ve hiç gitmedi yüzün gözlerimin önünden�

Ben durup durup seni özlerken, senin hiç haberin olmadı. Sana yazarken, parmak uçlarım kağıda değil tenine dokundu, hissetmedin, anlamadın. Nefesini kıskandım, sana nefes kadar yakın olmak için tanrıya yalvardım. Sen saçlarına dokunurken ben dokunuşunu hissettim saçlarımda, sen bana bakarken, ben eridiğimi hissettim. Senin hiç haberin olmadı.


Tüm dileklerimi senin için diledim. Tüm isteklerimi sana göre belirledim. Sen olursan olsun istedim, tüm istediklerim. Anlamı olmayacaktı. Sensiz gerçekleşecek hiçbir dileğin, bende bir anlamı olmayacaktı.

Sonra kaçtım kendimden. Sana varmak için tüm yolları denedim. Seninle konuşmayı denedim, sana bakmayı denedim, sana dokunmayı denedim. Denedikçe yanıldım, yanıldıkça yandım. Yandıkça parçalandım. Sana varamadan, savruldu parçalarım. �Gözlerin gözlerime değdikçe, felaketim oldu, ağladım�*

Yüreğimdeki varlığını bilmenden çok, yüreğinde var olmak istedim. Hayatımdaki anlamını bilmenden çok, hayatında bir anlamım olsun istedim. Bana bakarken beni gör istedim. Beni bil istedim. Belki bir hayaldi ama, beni sev istedim. Ben savaş verirken kendimle, en çok da seninle, senin bunlardan hiç haberin olmadı.


Kim bilir, belki de olsaydı umurunda olmazdı.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Aşk benim hiç Senim olmamış

7/5/2008

Aşk benim hiç Senim olmamış

Varlığınla yokluğun arasında kalmayacağım artık, sadece olmayacaksın. Sensiz kalma ihtimali olmayacak aleyhine kurulmuş cümlelerimin sonunda. Belki birkaç satır arasında unutulacaksın bir müddet sonra. İçimden olmayacak, boş bir kağıdın gölgesine sığınmayacak sana sitemlerim. Hani hep kızardın ya “Konuş konuş konuş” derdin, haykırabilir miyim şimdi korkaklığını. Bıraktığın bu mavi düşleriyle avunan yalnızlığı, artık sahiplenilmeyecek olmanın burukluğunu yaşarken, haykırabilir miyim dersin, susar mıyım, gülüp geçer miyim yoksa …?
Aslında alıştırmalıyım kendimi hiç dönmeyecekmişsin, dönülmeyecek bir yerdeymişsin gibi farzetmeli, unutmalı. Seni hiç tanımamış gibi yaşamımı sürdürmeliyim. Var olduğum her yer aşk(ın) şehri olmalı artık, yeniden sevmenin, sevilebilmenin yeri her yer, zamanı yaşanan ve gelecek tüm zamanlar olmalı benim için. Evet, sayfalardan koparıp bir bir savurmalıyım seni yaşanmış tüm zamanlara, uzaklaşan her adımımla hapsetmeliyim bu anılar sokağına. Kopan takvim yaprakları sensiz geçen günleri saymamalı, bende yokluğunun güncesini tutmayı artık bırakmalıyım. Her yeni güne seni getirmedi diye isyan etmemeliyim. Kabullenebilmeli, hazmedebilmeli, aldırmamalı hatta sana hak verebilmeliyim. Bu satırlarla büyümeye başlamalıyım, sırf seni ve çocuklaşan bir aşkı kolayca unutabilmek için. Zira yoksun. Sanki benim hiç senim olmamış, sanki bizi hiç yaşamamışız, sanki aşk denen o hoyrat şarkıyı mırıldanmış ve sonra yarım bırakmışız gibi. Artık yeni bir şarkı söylemenin vakti, Yaşanmışlığına, yitikliğime hiç aldırmadan,
Sanki benim hiç senim olmamış gibi…

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM

5/5/2008

BEN ÖLÜRSEM AKŞAMÜSTÜ ÖLÜRÜM

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Şehre simsiyah bir kar yağar
Yollar kalbimle örtülür
Parmaklarımın arasından
Gecenin geldiğini görürüm

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Çocuklar sinemaya gider
Yüzümü bir çiçeğe gömüp
Ağlamak gibi isterim
Derinden bir tren geçer

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Alıp başımı gitmek isterim
Bir akam bir kente girerim
Kayısı ağaçları arasından
Gidip denize bakarım
Bir tiyatro seyrederim

Ben ölürsem akşamüstü ölürüm
Uzaktan bir bulut geçer
Karanlık bir çocukluk bulutu
Gerçeküstü bir ressam
Dünyayı değiştirmeye başlar
Kuş sesleri, haykırışlar
Denizin ve kırların
Rengi birdenbire karışır

Sana bir şiir getiririm
Sözler rüyamdan fışkırır
Dünya bölümlere ayrılır
Birinde bir pazar sabahı
Birinde sararmış yapraklar
Birinde bir adam
Her şeye yeniden başlar

ATAOL BEHRAMOGLU

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

4/5/2008

AŞK İKİ KİŞİLİKTİR

Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.

 
ATAOL BEHRAMOĞLU

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı